Osmanlı modernleşme tarihinin en eksantrik, en ele avuca sığmaz figürlerinden biri şüphesiz Ali Suavi’dir. O, hem geleneksel medrese eğitimi almış sarıklı bir hoca hem de Avrupa’da gazete çıkarmış ateşli bir inkılapçıydı. Fikirlerindeki keskinlik ve aksiyoner tavrı, onu diğer Genç Osmanlılar’dan ayırıyordu. Ali Suavi’nin hayatı ve sarsıcı fikirleri, 20 Mayıs 1878 günü gerçekleştirdiği Çırağan Baskını ile trajik ve radikal bir finale sahne oldu.
Ali Suavi’yi "radikal bir aydın" yapan en büyük özellik, Doğu ve Batı kültürünü kendi potasında sentezlerken her iki tarafa karşı da uç sınırlarda gezebilmesiydi. Paris ve Londra’da bulunduğu yıllarda demokrasiyi, meclis sistemini ve hürriyeti savundu; hatta Türkçülük fikrinin ilk tohumlarını atanlardan biri oldu. Ancak İstanbul’a döndükten sonra, Sultan II. Abdülhamid’in 93 Harbi’ndeki başarısızlığı ve meclisi kapatması üzerine muhalefetini tamamen eyleme dökmeye karar verdi. Ona göre artık söz bitmiş, ihtilal vakti gelmişti.
20 Mayıs 1878 sabahı Ali Suavi, arkasına aldığı çoğunluğu muhacir (göçmen) olan yaklaşık 150-200 kişilik bir grupla deniz yoluyla Çırağan Sarayı’nı bastı. Amacı, o sırada sarayda göz hapsinde tutulan eski padişah V. Murad’ı kurtarıp yeniden tahta geçirmek ve meşruti idareyi ilan etmekti. Sarık ve cübbesiyle bu silahlı baskını bizzat yöneten Ali Suavi, adeta tek başına bir rejim değişikliği yapabileceğine inanacak kadar gözü kara ve idealist bir portre çiziyordu.
Baskın, Osmanlı saray bürokrasisinde tam bir şok etkisi yarattı. Ancak Ali Suavi’nin bu planı, kitlesel bir destekten ve askeri bir stratejiden yoksundu. Olay yerine hızla intikal eden Beşiktaş Muhafızı Yedi-Sekiz Hasan Paşa, elindeki kalın sopayla Ali Suavi’nin başına vurarak onu olay yerinde öldürdü. Liderlerinin ölmesiyle baskın grubu dağıldı ve Osmanlı tarihinin bu ilk modern ve radikal darbe girişimi kanlı bir şekilde, dakikalar içinde bastırıldı.
Çırağan Baskını, Sultan II. Abdülhamid dönemi için çok büyük bir dönüm noktası oldu. Bu olaydan sonra padişah, saray etrafındaki güvenlik çemberini hat safhaya çıkardı ve Yıldız Sarayı’na çekilerek ülkeyi sıkı bir hafiye (istihbarat) ağıyla yönetmeye başladı. Ali Suavi ise arkasında sarığıyla ihtilal yapmaya kalkışan, kalemi kadar silahı da eline almaktan çekinmeyen, Osmanlı fikir tarihinin en sıra dışı ve en radikal aydın portresini bırakarak tarihteki yerini aldı.
Yorum Gönder