Kapitülasyonların Osmanlı’yı sadece sömürdüğünü değil, aksine uzun yüzyıllar boyunca ekonomiyi ayakta tuttuğunu, devleti küresel ticaret ağlarına bağladığını ve yerel pazarları canlandırdığını savunan iktisat tarihçilerinin de önemli delilleri vardır. Bu görüşe göre imtiyazlar, zayıflık döneminin bir tavizi değil, yükseliş döneminin bilinçli ve rasyonel bir ekonomik stratejisidir.
Bu tezi savunanların öne sürdüğü temel deliller şunlardır:
1. Küresel Ticaret Yollarını Canlı Tutma ve Coğrafi Keşiflere Direnme Stratejisi
Avrupalı denizcilerin Ümit Burnu’nu keşfederek Hindistan’a doğrudan ulaşması, Akdeniz ticaretini ve İpek-Baharat yollarını tamamen bitirme noktasına getirmişti. Ticaret Atlas Okyanusu’na kayarken Osmanlı gümrükleri bomboş kalma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
İşte bu dönemde Fransız, İngiliz ve Hollandalı tüccarlara verilen düşük vergi imtiyazları, Batı sermayesini yeniden Akdeniz’e ve Osmanlı limanlarına çekmek için bir nevi "mıknatıs" görevi gördü. Eğer bu imtiyazlar verilmeseydi, Avrupalı tüccarlar Osmanlı topraklarına hiç uğramayacak, İpek ve Baharat yolları 16. yüzyılda tamamen kuruyacaktı. Kapitülasyonlar sayesinde İskenderiye, İzmir, Selanik ve İstanbul gibi limanlar yüzyıllar boyunca küresel ticaretin merkezleri olarak kalabildi.
2. İç Pazarı canlandırma, Hammadde Akışı ve Tüketici Refahı
Osmanlı iktisat felsefesi "iaşecilik" ilkesine dayanırdı. Bu ilkenin temel amacı, piyasada halkın ve ordunun ihtiyacı olan malların (özellikle gıda, tekstil ve hammadde) her zaman bol, ucuz ve kaliteli olarak bulunmasını sağlamaktır.
Kapitülasyonlar sayesinde yabancı tüccarlar Osmanlı iç pazarına kesintisiz mal akışı sağladılar. Bu durum, yerel kıtlıkların önüne geçti, karaborsayı engelledi ve şehirli nüfusun ihtiyacı olan mallara daha ucuza ulaşmasını sağlayarak tüketici refahını artırdı. Ayrıca yabancıların getirdiği lüks tüketim malları ve endüstriyel girdiler, yerli zanaatkarların ham maddeye ulaşmasını kolaylaştırdı ve iç piyasaya büyük bir hareketlilik getirdi.
3. Gümrük Vergisi Gelirleri ve Sıcak Para Girişi
Osmanlı Devleti, yerli üretimden vergi almak yerine dış ticaretten alınan gümrük vergilerine (آمدiyye) büyük önem veriyordu. Kapitülasyon alan devletlerin tüccarları gümrüklerde %3 gibi düşük bir vergi ödeseler de, bu ticaretin hacmi o kadar devasaydı ki, toplanan toplam gümrük gelirleri Osmanlı hazinesinin en büyük nakit ve sıcak para kaynağını oluşturuyordu.
Yabancı tüccarlar ülkeye girerken beraberlerinde yüksek kaliteli Avrupa gümüşü ve altın paraları da getiriyorlardı. Bu durum, özellikle nakit sıkıntısı çekilen ve paranın değer kaybettiği kriz dönemlerinde Osmanlı piyasasına taze para girişini sağladı ve yerel esnafın dönmesini mümkün kıldı. Yani kapitülasyonlar, devletin kasasına doğrudan ve sürekli bir nakit akışı garantiliyordu.
Özetle bu perspektif; kapitülasyonların 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi sonrasında sömürü aracına dönüştüğünü kabul etmekle birlikte, 16, 17 ve 18. yüzyıllar boyunca Osmanlı’yı dünyadan koparmayan, iç piyasayı besleyen ve hazineye nakit sağlayan hayati bir ekonomik soluk borusu olduğunu savunur.
Yorum Gönder