Kapitülasyonlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun yabancı devletlere tanıdığı ticari, hukuki ve mali imtiyazlardır (ayrıcalıklardır). Klasik dönemde Osmanlı’nın gücünün ve özgüveninin bir göstergesi olarak yabancı tüccarları ülkeye çekmek ve Avrupa’daki Hristiyan birliğini bölmek amacıyla bir "lütuf" olarak verilen bu haklar, zamanla devletin gücünü kaybetmesiyle birlikte Osmanlı’yı Batı’nın açık pazarı haline getiren ve çöküşünü hızlandıran en büyük prangaya dönüşmüştür.
Sistemin bir lütuftan ölümcül bir silaha dönüşme süreci şu aşamalardan geçerek gerçekleşti:
1. Güç Gösterisinden Tek Taraflı Sömürüye Geçiş
Fatih Sultan Mehmet’in Venediklilere, Kanuni Sultan Süleyman’ın ise Fransa’ya (1535) verdiği kapitülasyonlar geçici nitelikteydi. Bu antlaşmalar, imtiyazı veren padişahın hayatı ile sınırlıydı ve Osmanlı güçlü olduğu için şartları kendisi belirliyordu. Ancak 1740 yılında I. Mahmud döneminde yapılan bir antlaşmayla Fransa’ya verilen kapitülasyonlar sürekli (daimi) hale getirildi. Bu imza, sonraki padişahları da bağlayarak geri dönülemez bir sürecin kapısını araladı. Osmanlı zayıfladıkça, Avrupalı devletler askeri ve siyasi baskılarla bu hakları zorla genişlettiler ve neredeyse tüm Avrupa ülkelerine kapitülasyon hakkı tanındı.
2. Baltalimanı Ticaret Antlaşması (1838) ve Açık Pazar Olma Faciası
Kapitülasyonların Osmanlı ekonomisine indirdiği en ölümcül darbe, İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Ticaret Antlaşması oldu. Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanına karşı İngiltere’nin siyasi desteğini almak isteyen Osmanlı, bu antlaşmayla kendi elleriyle ekonomik intiharını imzaladı.
Antlaşmaya göre Osmanlı ülkesindeki iç gümrük vergileri yabancı tüccarlar için neredeyse sıfırlanırken, yerli tüccarlar kendi ülkesinde mal taşırken daha yüksek vergi ödemek zorunda kaldı. İngiliz tüccarlar hiçbir engelle karşılaşmadan, çok düşük vergilerle Osmanlı topraklarına mal sokma hakkı kazandı.
3. Yerli Sanayinin Çöküşü ve Esnafın İflası
Avrupa’da Sanayi Devrimi gerçekleşmişti; fabrikalarda seri, ucuz ve kaliteli mallar üretiliyordu. Osmanlı esnafı ise hala el tezgahlarında (lonca sistemi) üretim yapmaktaydı. Baltalimanı Antlaşması ve kapitülasyonlar yüzünden, Avrupa’nın ucuz fabrikasyon malları Osmanlı piyasasını istila etti.
Yerli esnaf, kapitülasyonlar yüzünden vergi ödemeyen yabancı tüccarlarla rekabet edemedi. İstanbul, Selanik, İzmir gibi büyük şehirlerdeki el tezgahları, atölyeler teker teker kapandı. Osmanlı, dışarıya sadece hammadde (pamuk, tütün, maden) satan, dışarıdan ise işlenmiş sanayi malı alan tam bağımlı, sömürge tipi bir ekonomik yapıya büründü.
4. Mali ve Hukuki Egemenliğin Kaybı
Kapitülasyonlar sadece ticari alanla sınırlı kalmadı, devletin egemenlik haklarını da yok etti:
Hukuki Ayrıcalıklar: Osmanlı topraklarında suç işleyen bir yabancı vatandaş, Osmanlı mahkemelerinde yargılanamazdı. Kendi ülkelerinin konsolosluk mahkemelerinde yargılanırlardı. Bu durum, ülke içinde tam bir hukuksuzluk ve yabancılar için cezasızlık dönemi başlattı.
Mali Felç: Osmanlı devleti, kendi gümrük vergilerini artırmak istediğinde kapitülasyon sahibi devletlerden izin almak zorundaydı. Batılı devletler kendi çıkarları için gümrük duvarlarının yükseltilmesine asla izin vermediler. Devlet, bütçe açığını kapatmak için gümrük gelirlerini kullanamayınca dış borç almaya başladı ve bu süreç daha önce işlediğimiz Duyun-u Umumiye’nin (mali iflasın) kurulmasına yol açtı.
Özetle; başlangıçta ticareti canlandırmak için akıllıca bir dış politika aracı olarak kullanılan kapitülasyonlar, sanayileşen Avrupa karşısında yenilenemediği ve zamanında kaldırılamadığı için Osmanlı ekonomisini kurutmuş, yerli üretimi yok etmiş ve devleti yarı sömürge bir ham madde ambarı haline getirerek siyasi çöküşü kaçınılmaz kılmıştır. Kapitülasyonlar, ancak cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte Lozan Barış Antlaşması’nda (1923) tamamen kaldırılarak tarihe gömülmüştür.
Yorum Gönder