Osmanlı’nın hukuk ve ilim dünyasını kökten şekillendiren, rasyonel devlet aklının adalet mekanizmasındaki en büyük mimarlarından biri şüphesiz Molla Hüsrev’dir. Asıl adı Mehmet olan bu devasa fıkıh alimi, Fatih Sultan Mehmed döneminde devletin en yüksek hukuki makamı olan Şeyhülislamlığa (o dönemki adıyla müftülük) kadar yükselmiş ve Osmanlı hukuk sisteminin kurucu babalarından biri olmuştur. Fatih Sultan Mehmed’in kendisine olan derin saygısı nedeniyle sarayda ve meclislerde her zaman başköşede ağırlanmış, padişah tarafından "Zamanın Ebu Hanifesi" olarak nitelendirilmiştir.
Molla Hüsrev’in ilmi ve hukuki dehası, sadece mahkeme salonlarında veya fetva makamında kalmamış, yazdığı eserlerle asırlar boyunca Osmanlı medreselerinin ana müfredatını oluşturmuştur. Onun en büyük ve en rasyonel eseri olan Dürerü’l-Hükkâm fî Şerhi Gureri’l-Ahkâm, Osmanlı hukukçularının ve kadılarının adeta el kitabı haline gelmiştir. İslam hukukunun evrensel ilkelerini, devletin pratik ihtiyaçlarıyla o kadar rasyonel ve dengeli bir şekilde harmanlamıştır ki, bu eser imparatorluğun yıkılışına kadar mahkemelerde en güvenilir başvuru kaynağı olarak kabul görmüştür.
Onun devlet idaresindeki asıl başarısı, adaleti şahısların inisiyatifinden çıkarıp rasyonel bir kurumsal yapıya kavuşturma çabasıdır. İstanbul’un fethinden sonra şehrin ilk rasyonel adli yapılanmasını kuran, kadılık ve kazaskerlik makamlarında rüzgar gibi esen Molla Hüsrev, hukukun üstünlüğü ilkesini padişaha karşı bile savunabilen dik duruşlu bir karaktere sahipti. İlmiye sınıfının itibarını her şeyin üstünde tutar, devlet ricalinin hukukun sınırları dışına çıkmasına asla müsaade etmezdi.
Sadece bir hukukçu değil, aynı zamanda muazzam bir eğitimci olan Molla Hüsrev, Fatih’in kurduğu Sahn-ı Seman medreselerinin rasyonel müfredatını hazırlayan heyetin de başındaydı. Onun yetiştirdiği talebeler, sonraki nesillerde Osmanlı bürokrasisini ve adalet mekanizmasını yönetecek olan elit kadroyu oluşturdu. Kendi kazancıyla İstanbul’da camiler, medreseler yaptıracak kadar da vakıf kültürüne ve toplumsal rasyonaliteye inanmış bir şahsiyetti.
Sonuç olarak Molla Hüsrev, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir aşiret organizasyonundan, hukuku ve rasyonel adalet sistemini merkeze alan devasa bir dünya devletine dönüşmesindeki en kritik köşe taşlarından biridir. Onun satırlar arasına bıraktığı hukuki miras, mekanik bir kurallar bütünü değil; adaletin rasyonel bir vizyonla işlendiğinde koca bir devleti nasıl ayakta tutabileceğinin en somut, en net vesikasıdır.
Yorum Gönder