Preveze Deniz Zaferi, 28 Eylül 1538'de Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması ile Andrea Doria liderliğindeki devasa Haçlı donanması arasında gerçekleşti. Bu savaş, dünya denizcilik tarihi açısından tam bir taktik deha örneğidir. Barbaros, sayıca kendisinden neredeyse iki kat üstün olan, içinde İspanya, Venedik, Ceneviz, Papalık ve Malta şövalyelerinin bulunduğu 60 binden fazla askere sahip Haçlı ittifakını, kadırgaların kıvrak manevra kabiliyetini ve rüzgarın yönünü mükemmel kullanarak darmadağın etti. Savaşın sonunda Haçlı donanması onlarca gemisini kaybedip geri çekilirken, Osmanlı neredeyse hiç gemi kaybetmeden muazzam bir zafer kazandı.
Bu zaferin küresel çapta değiştirdiği ilk ve en büyük şey, Akdeniz’deki mutlak üstünlüğün tamamen Müslümanların eline geçmesidir. O güne kadar Akdeniz, Hristiyan devletlerin ve korsanların cirit attığı, ticaret yollarını dikte ettiği bir göldü. Preveze ile birlikte Venedik ve Ceneviz gibi denizci devletlerin beli büküldü. Bu tarihten itibaren, İnebahtı Yenilgisine (1571) kadar geçecek olan yaklaşık otuz yıllık süreçte, Akdeniz fiilen bir "Türk Gölü" haline geldi. Fransız tarihçi Fernand Braudel'in de belirttiği gibi, bu zafer Osmanlı’ya Akdeniz'in kapılarını sonuna kadar açtı ve Batı dünyasında derin bir psikolojik çöküntü yarattı.
İkinci büyük değişim ise uluslararası ticaret yollarının ve sömürgecilik stratejilerinin seyrinde yaşandı. Venedik, bu yenilginin ardından Osmanlı ile ağır bir barış antlaşması imzalamak zorunda kaldı, Ege ve İyon denizindeki adalarını kaybetti ve her yıl İstanbul'a vergi (tazminat) ödemeyi kabul etti. Avrupalı devletler, Akdeniz üzerinden Doğu ticaretini (İpek ve Baharat yollarını) kontrol etme ümidini tamamen yitirdikleri için, yönlerini iyice Atlantik Okyanusu’na ve coğrafi keşiflere çevirmek zorunda kaldılar. Yani Preveze, bir anlamda Avrupalıları okyanusların derinliklerine iten kamçılardan biri oldu.
Son olarak, bu zafer Osmanlı’nın Kuzey Afrika’daki hakimiyetini perçinledi. Cezayir, Tunus ve Trablusgarp gibi kritik bölgeler üzerindeki Osmanlı kontrolü sarsılmaz bir hukuki ve askeri zemine oturdu. Barbaros Hayreddin Paşa’nın bu dehası sayesinde, Osmanlı sadece bir kara imparatorluğu olmadığını, dünya siyasetini denizlerden de domine edebilecek devasa bir lojistik güce ulaştığını tüm dünyaya kanıtlamış oldu.
Yorum Gönder