Osmanlı’nın Tanzimat döneminde, kelimenin tam anlamıyla "sıra dışı" ve ele avuca sığmaz bir figür ararsak karşımıza çıkacak ilk isim Ali Suavi’dir. Jön Türkler (Yeni Osmanlılar) hareketinin en radikal, en eylemcil kanadını temsil eden bu adam, tarihte daha çok "Sarıklı İhtilalci" olarak bilinir. Bu lakabı almasının sebebi, medrese eÄŸitimi almış bir hoca olmasına ve sarığını hiç çıkarmamasına raÄŸmen, dönemine göre son derece devrimci, özgürlükçü ve hatta cumhuriyet fikrine göz kırpan fikirlere sahip olmasıdır.
Ali Suavi, fikirlerini kitlelere yaymak için gazeteciliÄŸi bir silah gibi kullandı. Filip Efendi ile birlikte çıkardığı Muhbir gazetesi, dönemin hükümetine ve Sadrazam Ali PaÅŸa’ya yönelttiÄŸi sert eleÅŸtirilerle meÅŸhurdur. Yazılarındaki muhalif ton yüzünden Kastamonu’ya sürüldü, oradan kaçarak Avrupa’ya (Paris ve Londra’ya) gitti. Avrupa’da da durmadı; Yeni Osmanlılar ile birlikte muhalefete ve yayıncılığa devam etti. Onun düşünce dünyası tam bir sentezdi: Bir yandan İslamcı bir tonu vardı, diÄŸer yandan Türkçülük fikrini ilk dillendirenlerdendi ve halkın yönetime katılması gerektiÄŸini savunuyordu.
Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul’a geri dönen Ali Suavi, Galatasaray Sultanisi (Lisesi) müdürlüğüne getirildi ancak buradaki radikal çıkışları ve idari uyumsuzlukları yüzünden kısa sürede görevden alındı. Onu tarihin en trajik ve konuÅŸulan sahnelerinden birine iten olay ise bu görevden alınmanın ve devletin gidiÅŸatından duyduÄŸu memnuniyetsizliÄŸin bir patlamasıydı.
Tarihe ÇıraÄŸan Sarayı Baskını (1878) olarak geçen o meÅŸhur darbe giriÅŸimini planladı ve yönetti. Ali Suavi, arkasına aldığı göçmenlerden oluÅŸan yüzlerce kiÅŸilik bir kalabalıkla ÇıraÄŸan Sarayı’nı bastı. Amacı, tahttan indirilmiÅŸ olan ve akli dengesi yerinde olmadığı söylenen V. Murad’ı yeniden tahta çıkarmak, II. Abdülhamid yönetimini devirmekti. Ancak bu plansız ve fevri baskın kanlı bitti. BeÅŸiktaÅŸ Muhafızı Yedisekiz Hasan PaÅŸa, elindeki kalın sopa ile Ali Suavi’nin kafasına vurarak onu olay yerinde öldürdü ve isyan büyümeden bastırıldı.
Sonuç olarak Ali Suavi; kalemiyle başlattığı muhalefeti, hayatını ortaya koyduğu feci bir eylemle bitiren, Osmanlı siyasi tarihinin en barut kokulu, en nevi şahsına münhasır aydınlarından biridir. Onun öyküsü, bir fikrin arkasından sistemli bir planlama olmadan sadece heyecanla gitmenin sahada nasıl trajik bir hüsranla biteceğinin en net tarihi vesikasıdır.
Yorum Gönder