1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu için sadece askeri bir yıkım değil, aynı zamanda psikolojik ve jeopolitik bir kırılma noktasıydı. Yüzyıllardır korunan ve Müslüman halkla meskûn olan Kırım, bu antlaşmayla kağıt üzerinde "bağımsız" ilan edilerek Osmanlı korumasından çıkarılmıştı. Ancak Rusya’nın sıcak denizlere inme ve Karadeniz’i kontrol etme iştahı bağımsızlıkla dinecek bir şey değildi. İşte 1779 yılında imzalanan Aynalıkavak Tenkihnamesi (Düzenlemesi), Osmanlı diplomasisinin askeri zafiyetler karşısında nasıl çaresizce gerilediğini ve Kırım’ın elden çıkışını adım adım nasıl onaylamak zorunda kaldığını gösteren en acı vesikadır.
Küçük Kaynarca sonrasında Kırım, tam bir casuslar savaşına ve iç karışıklığa sahne oldu. Rusya, kendi çıkarlarına hizmet edecek ve bölgeyi içeriden teslim edecek olan Şahin Giray’ı Kırım tahtına oturttu. Osmanlı Devleti ise bu oldu bittiyi kabul edemezdi; hem dini bağlar hem de güvenlik gerekçesiyle kendi adayı Selim Giray’ı destekledi. Kırım halkı da Rus yanlısı Şahin Giray’a karşı ayaklanınca, Rus ordusu yarımadayı fiilen işgal etti. Osmanlı ordusu yeni bir savaşa hazır olmadığı, maliye tükendiği ve askeri ıslahatlar henüz meyve vermediği için Babıali, meseleyi masada çözmekten başka çare bulamadı.
Fransa’nın arabuluculuğuyla İstanbul’da Aynalıkavak Kasrı’nda varılan uzlaşma, ilk bakışta Osmanlı kamuoyuna bir "diplomatik başarı" gibi sunulmaya çalışıldı. Metne göre Rusya, Kırım’daki askerlerini geri çekecekti; buna karşılık Osmanlı Devleti de Rusya’nın adayı Şahin Giray’ın hanlığını resmen tanıyacaktı. Dışarıdan bakıldığında orduların geri çekilmesi bir kazanım gibi görünse de, işin aslı Osmanlı diplomasisinin kendi eliyle Rusya’ya Kırım’ın iç işlerine müdahale etme vizesi vermesiydi.
Bu tenkihname ile Osmanlı, Kırım üzerindeki tarihsel haklarından ve hamilik iddiasından hukuken büyük bir ödün verdi. Bir Müslüman toprağının yöneticisini seçerken Rusya’nın dayatmasını kabul etmek, Babıali’nin o dönem hala elinde tuttuğu hilafet makamının manevi otoritesini de sahada boşa düşürdü. Rusya, tek bir büyük savaşa girmeden, sadece askeri baskı ve masa başı manevralarıyla Osmanlı’ya kendi valisini onaylatmış oldu. Bu durum, Osmanlı diplomasisinin masada ne kadar zayıf ve yaptırımdan uzak olduğunu tüm Avrupa saraylarına ilan etti.
Aynalıkavak’ın getirdiği bu çaresiz geri adım, devlet mekanizmasının uzun vadeli stratejik körlüğünü de gözler önüne serdi. Rus askerlerinin geçici olarak geri çekilmesi, yarımadadaki Rus nüfuzunu ortadan kaldırmadı; aksine Şahin Giray eliyle bu nüfuz kalıcı hale getirildi. Osmanlı diplomasisi, günü kurtarmak ve sıcak bir savaşı ertelemek adına, Kırım’ın geleceğini tamamen Rusya’nın insafına terk etmiş oldu. Kırım halkının gözünde de İstanbul’un onları koruyamayacağı fikri bu antlaşmayla kesinleşti.
Aynalıkavak Tenkihnamesi, askeri güçle desteklenmeyen bir diplomasinin sadece teslimiyeti geciktirmeye yarayacağının tarihi bir kanıtıdır. Babıali’nin attığı bu çaresiz imza, Rusya’nın bölgedeki hakimiyetini yasallaştırmaktan başka bir işe yaramadı. Nitekim bu sözde uzlaşmadan sadece dört yıl sonra, 1783 yılında Rusya hiçbir uluslararası tepkiden çekinmeyerek Kırım’ı tamamen ilhak ettiğini açıkladığında, Osmanlı’nın masada yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı.
Yorum Gönder