Mizancı Murad kimdir?

Jön Türk hareketinin en ağır toplarından biri olan, aynı zamanda Osmanlı siyasi tarihinin en keskin fikir kırılmalarını yaşamış ismi: Dağıstanlı Mehmet Murad, yani bilinen adıyla Mizancı Murad.

Onu sadece sıradan bir muhalif olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Karşımızda hem ciddi bir tarihçi, hem Mülkiye Mektebi’nde hocalık yapmış bir entelektüel, hem de devlet bürokrasisini içeriden tanıyan tecrübeli bir figür var.

Mizancı Murad’ı tarihe geçiren ve blog yazısına yön verecek ana dönüm noktaları şunlardır:

  • Mizan Gazetesi ve Reform Programı: 1886’da İstanbul’da çıkarmaya başladığı Mizan gazetesiyle dönemin aydınları üzerinde müthiş bir nüfuz kurdu. Onun yürüttüğü muhalefet kuru bir hanedan düşmanlığına dayanmıyordu. Aksine; Kanun-ı Esasi’nin yeniden yürürlüğe girmesini, meclisin açılmasını, liyakate dayalı bürokrasiyi ve mali disiplini savunan net bir reform programı öneriyordu. İslam dünyasının birliğini hedefleyen güçlü bir muhafazakar-modernist çizgisi vardı.

  • Jön Türklerin Liderliği: İstanbul’daki sansür ve baskı ortamı daralınca önce Kahire’ye, oradan da Avrupa’ya kaçtı. Gazetesini Paris ve Cenevre’de basmaya devam etti. O dönem Avrupa'da dağınık ve başsız halde bulunan Jön Türkleri bir araya getirmeyi başardı ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin genel başkanı (reis-i umumi) oldu. Yani muhalefetin zirvesine yerleşti.

  • Büyük Kırılma ve Sarayla Uzlaşma: 1897 yılı, onun hayatındaki en tartışmalı dönüm noktasıdır. Sultan II. Abdülhamid’in gönderdiği Serhafiye Ahmed Celaleddin Paşa, Cenevre’de Murad’ı ikna etmeyi başardı. Padişahın bazı reform sözleri vermesi, Avrupa’daki Jön Türklerin kendi içindeki vizyonsuz çekişmeleri ve Batı devletlerinin Osmanlı’yı parçalama niyetleri Murad’ı derinden endişelendiriyordu. Bu haklı kaygılarla İstanbul’a geri döndü.

  • İhanet Suçlaması ve Son Sürgün: Yurda döndüğünde Şura-ı Devlet (Danıştay) üyeliğine getirildi. Eski dava arkadaşları olan İttihatçılar tarafından "satılmakla" ve "davaya ihanetle" suçlansa da, onun amacı yıkıcı bir devrim yerine devletin tepesiyle uzlaşarak içeriden bir ıslahat dalgası yaratmaktı. Ne var ki, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra da muhalif ve dik başlı tavrını sürdürdüğü için bu kez eski arkadaşları (İttihatçılar) tarafından Rodos’a sürgün edildi. 1917’de İstanbul’da vefat etti.

Mizancı Murad; imparatorluğun çöküşünü engellemek için ömrünü feda eden ama Batı taklitçiliğiyle Doğu gelenekleri, devrimci öfkeyle devletçi refleksler arasında sıkışıp kalmış o trajik Osmanlı aydın kuşağının en net, en dürüst portrelerinden biridir.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski