Şehzade Mehmed Selim Efendi, Osmanlı İmparatorluğu’nun en fırtınalı ve sancılı döneminde yaşamış, rasyonel devlet aklının çöküşüne ve koca bir hanedanın gurbetteki tasfiyesine bizzat şahitlik etmiş trajik bir figürdür. 1870 yılında İstanbul’da doğan Mehmed Selim Efendi, Sultan II. Abdülhamid’in en büyük oğlu ve ilk şehzadesidir. Babasının saltanatı boyunca sarayda sıkı bir askeri ve fenni eğitim almış, rasyonel duruşu ve sakin karakteriyle hanedan içinde her zaman saygın bir yer edinmiştir.
Babasının 1909 yılında tahttan indirilmesi ve İttihat ve Terakki yönetiminin başa geçmesiyle birlikte, Mehmed Selim Efendi için de hayatın seyri tamamen değişti. Yıldız Sarayı’ndaki o korunaklı ve rasyonel düzen yerini siyasi baskılara ve belirsizliğe bıraktı. Ancak onun hayatındaki asıl büyük kırılma, 1924 yılında Osmanlı hanedan üyelerinin yurt dışına sürgün edilmesi kararıyla yaşandı. Bir gecede doğduğu topraklardan, payıtahttan koparılan yaşlı şehzade, cebinde az bir miktar para ve büyük bir hüzünle Lübnan’a yerleşmek zorunda kaldı.
Sürgün yıllarında Beyrut ve Cüneye gibi şehirlerde son derece mütevazı, hatta yokluk içinde bir hayat süren Mehmed Selim Efendi, hanedanın en büyük şehzadelerinden biri olması hasebiyle rasyonel bir vizyon geliştirmeye çalıştı. Suriye ve Lübnan’daki Fransız manda yönetimi ile Arap aşiretleri, onun bu hanedan bağlarını ve bölgedeki saygınlığını rasyonel bir siyasi koz olarak kullanmak istediler. Hatta bir dönem Suriye tahtı için adı ortaya atıldı; ancak o, bu tarz mekanik ve yapay siyasi oyunlara alet olmayı reddederek onurlu bir yalnızlığı tercih etti.
Mehmed Selim Efendi’nin hayatı, Osmanlı’nın o ihtişamlı günlerinden sonra sürgünün getirdiği maddi ve manevi çöküşün en somut vesikasıdır. Etrafındaki mülteci hanedan üyelerine kol kanat germeye çalışan, babasından kalan mirası rasyonel yollarla hukuki zeminde aramaya uğraşan bahtsız şehzade, bu çabalarından net bir sonuç alamadı. 1937 yılında Lübnan’da vefat etti ve Şam’daki Sultan Selim Camii haziresine, babasının rasyonel vizyonuna sadık bir evlat olarak defnedildi.
Sonuç olarak Şehzade Mehmed Selim Efendi, bir robotun ruhsuz tekdüzeliğinden uzak, imparatorluktan sürgüne uzanan o devasa kırılmayı iliklerine kadar hissetmiş bir insandır. Onun hikayesi, Osmanlı’nın son dönemindeki rasyonel arayışların ve yıkılışın ardından geriye kalan o hüzünlü ve vakurlu neslin en net, en yalın aynasıdır.
Yorum Gönder