Yeniçeri Ocağı, kuruluş döneminde Osmanlı’nın kazandığı muazzam zaferlerin ve sarsılmaz merkezi otoritenin en büyük güvencesiyken, zamanla devletin başına bela olan, padişahları tahttan indiren ve hatta katleden bir isyan odağına dönüştü. Yeniçerilerin isyan bayrağını (kazan kaldırma) bu kadar sık açmasının arkasında askeri, ekonomik ve sosyal yapıdaki derin çürüme yatıyordu.
İsyanların en somut ve tetikleyici sebebi ekonomik buhranlar ve maaş (ulufe) meseleleriydi. Yeniçeriler üç ayda bir ulufe adı verilen bir maaş alırlardı. Ayrıca her padişah tahta çıktığında "cülus bahşişi" alırlardı. Osmanlı maliyesi bozulup enflasyon patlayınca, devlet yeniçerilerin maaşlarını akçenin içine bakır karıştırarak (ayarı düşük parayla) ödemeye başladı. Alım güçleri düşen ve paralarının değersizleştiğini gören askerler, "hakkımızı yedirmeyiz" diyerek saraya yürüdüler. Bunun ilk örneği daha 1446 yılında yaşanan Buçuktepe İsyanı'dır. Zamanla bu durum bir şantaj mekanizmasına dönüştü; askerler sırf cülus bahşişi alabilmek için padişahları tahttan indirip yenisini tahta geçirmeye başladılar.
Ekonomik sebeplerin ötesinde, ocak yapısının ve nizamının bozulması isyanları kalıcı hale getirdi. Klasik dönemde "Ocak devlet içindir" anlayışı hakimken, yani askerler kendilerini devlete adamışken; 16. yüzyılın sonlarından itibaren bu anlayış "Devlet ocak içindir" şekline evrildi. Evlenmeleri ve ticaretle uğraşmaları yasak olan yeniçeriler, kışlalardan çıkıp İstanbul esnafı haline geldiler. Kanunlara aykırı olarak ocağa devşirme kökenli olmayan, askerlikle alakası bulunmayan kişiler (dağdaki eşkıyalar, şehirliler) rüşvetle kaydedildi. Asker sayısı devasa şekilde artınca disiplin bitti. Artık savaş meydanlarında başarı kazanamayan bu kitle, gücünü cephede değil, İstanbul sokaklarında halkı ve sarayı haraca bağlayarak göstermeye başladı.
İsyanların bu kadar kanlı ve siyasi sonuçlar doğurmasının bir diğer nedeni de saray kliklerinin ve ulemanın yeniçerileri maşa olarak kullanmasıydı. Sadrazamlar, valide sultanlar veya gücü eline geçirmek isteyen vezirler, kendi siyasi rakiplerini tasfiye etmek için yeniçeri ağalarını kışkırttılar. Askerler de arkalarında ulemanın fetva desteğini bulunca kendilerini tamamen dokunulmaz hissettiler.
Bu durumun en acı verici zirve noktası 1622 yılında yaşandı. Genç Osman (II. Osman), ocağın bu disiplinsiz halini görüp orduyu reforme etmek ve yeniçerileri kaldırmak isteyince, yeniçeriler büyük bir isyan başlattı. Padişahı yakalayıp Yedikule Zindanları'nda hunharca katlettiler. Bu olay, ocağın devleti tamamen esir aldığının ve padişahların bile can güvenliğinin kalmadığının tarihi bir kanıtı oldu. 1826 yılında II. Mahmud tarafından kanlı bir şekilde ortadan kaldırılana (Vaka-i Hayriye) kadar yeniçeriler, rüşvete, siyasete ve esnaflığa batmış; Osmanlı'nın modernleşmesinin ve askeri başarısının önündeki en büyük engel haline gelmişlerdir.
Yorum Gönder