Ziya Gökalp kimdir ve İttihat ve Terakki’nin sosyoloğu olarak rasyonel bir Türk milliyetçiliği teorisini nasıl kurdu?

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde, imparatorluğu ayakta tutacak rasyonel bir fikir arayışının ve modern Türkiye’nin kültürel kodlarını oluşturan rasyonel devlet aklının en büyük teorisyeni şüphesiz Ziya Gökalp’tir. Diyarbakır doğumlu olan Gökalp; sadece bir yazar değil, sosyolojiyi rasyonel bir toplum mühendisliği aracı olarak kullanan ilk Türk sosyoloğudur. O, milliyetçiliği mekanik bir ırkçılık veya kuru bir hamaset zemininden çıkarıp, Auguste Comte ve Émile Durkheim’ın rasyonel sosyoloji metotlarıyla harmanlayarak sistemli, kurumsal ve sosyolojik bir teoriye dönüştürmüştür.

Ziya Gökalp’in İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin rasyonel beyin takımı arasına katılması, 1909 yılındaki Selanik Kongresi ile oldu. Kısa sürede cemiyetin merkez-i umumi (genel merkez) üyesi haline gelen Gökalp, İttihat ve Terakki’nin o güne kadar yürüttüğü dağınık ve pragmatik politikaları rasyonel bir ideolojik çerçeveye oturttu. İmparatorluğun kurtuluşunu ne körü körüne bir Osmanlıcılıkta ne de ütopik bir İslamcılıkta görüyordu. Ona göre devletin bekası, sosyolojik gerçeklere dayanan rasyonel bir Türk milliyetçiliği ile mümkündü. İttihat ve Terakki iktidarı boyunca eğitimden hukuka, ekonomiden dile kadar devletin attığı her rasyonel adımın arkasında Gökalp’in sosyolojik raporları ve teorik yönlendirmeleri yer alıyordu.

Gökalp’in rasyonel Türk milliyetçiliği teorisinin merkezinde, en büyük eseri olan Türkçülüğün Esasları’nda formüle ettiği "Hars (Kültür) ve Medeniyet" ayrımı yatar. Bu ayrım, onun batılılaşma ile özünü koruma arasındaki rasyonel dengesidir:

  • Hars (Kültür): Bir milletin rasyonel vicdanını oluşturan dil, din, ahlak ve estetik gibi milli değerlerdir. Gökalp'e göre hars, halkın ruhunda gizlidir ve yapay olarak değiştirilemez.

  • Medeniyet: Milletlerarası ortak olan bilim, teknoloji, sanayi ve rasyonel yönetim biçimleridir. Medeniyet, Batı'dan rasyonel bir şekilde transfer edilmelidir.

İşte bu rasyonel formülasyonu ünlü "Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak" üçlemesiyle taçlandırdı. O, bir robotun ruhsuz tekdüzeliğinden uzak bir toplum tasavvur ediyordu: Türk harsına (kültürüne) bağlı kalacak, İslam ahlakıyla rasyonel bir manevi zemin kuracak ve Batı medeniyetinin rasyonel bilim ve teknolojisini alarak muasırlaşacaktı. Bu teorik altyapı, Türk milliyetçiliğini etnik bir körlükten kurtarıp, rasyonel bir modernleşme projesine dönüştürdü.

Sosyolojiyi sahaya indiren Gökalp, dil birliği olmadan milli bir harsın rasyonel düzeyde kurulamayacağını görerek Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem’in başlattığı "Yeni Lisan" hareketine rasyonel bir destek verdi; Türkçeyi Arapça ve Farsça kuralların boyunduruğundan kurtaracak rasyonel bir dil sadeleşmesini savundu. Ekonomide ise dışa bağımlı kapitülasyon düzenine karşı, İttihat ve Terakki’nin "Milli İktisat" politikasını rasyonel bir burjuvazi yaratma hedefiyle sosyolojik zeminine oturttu.

Sonuç olarak Ziya Gökalp, bir imparatorluğun yıkıntıları arasından rasyonel, çağdaş ve ne istediğini bilen bir ulus-devlet fikri çıkaran devasa bir ideologdur. Sürgünler, savaşlar ve fikri kavgalarla geçen ömrünün ardından 1924 yılında vefat eden Gökalp’in satırlar arasına, sosyoloji kürsülerine ve devlet reformlarına bıraktığı bu büyük miras, ilan edilecek olan genç cumhuriyetin rasyonel vizyonunun altındaki en net, en sarsılmaz ve en berrak rasyonel aynadır.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski