Batı'nın Osmanlı'dan Öğrendiği Hayat Kurtaran Sır: Çiçek Aşısı

Bugün modern tıbbın en büyük başarılarından biri kabul edilen aşı yöntemi, sanılanın aksine sadece modern laboratuvarlarda doğmamıştır. 18. yüzyılın başlarında, Avrupa çiçek hastalığı gibi ölümcül salgınlar karşısında çaresizce kırılırken, Osmanlı halkı bu hastalığa karşı çoktan etkili bir çözüm geliştirmişti. "Variolasyon" denilen bu yöntem, tıp tarihinin en ilginç ve başarılı halk sağlığı uygulamalarından biridir.

Çiçek Hastalığının Dehşeti ve Osmanlı Çözümü

Çiçek hastalığı, o dönemde yakalanan her üç kişiden birini öldüren, hayatta kalanlarda ise kalıcı izler ve körlük bırakan bir kabustu. Avrupa'da bu hastalık için dualar ve batıl inançlar dışında pek bir tedavi bilinmiyordu. Ancak Osmanlı coğrafyasında, özellikle İstanbul ve Edirne’de yaşayan halk, ilginç bir korunma yöntemi uyguluyordu. Hafif çiçek çıkaran bir hastadan alınan iltihaplı madde, henüz sağlıklı olan kişilerin derisine küçük bir çizikle zerk ediliyordu. Bu sayede vücut hastalığı hafif bir şekilde tanıyor ve ona karşı ömür boyu bağışıklık kazanıyordu.

Lady Mary Montagu: Bir Elçinin Eşinin Gözlemleri

Bu tıbbi dehanın dünyaya yayılmasındaki en kilit isim, İngiltere’nin İstanbul Elçisi’nin eşi Lady Mary Montagu’dur. 1717 yılında İstanbul’a gelen Lady Montagu, buradaki kadınların "aşı partileri" düzenlediğini büyük bir şaşkınlıkla gözlemlemiştir. Yaşlı ve tecrübeli kadınların bir araya gelerek, çocuklara küçük yaralar üzerinden bu aşıyı uyguladıklarını görmüştür. Kendi kardeşini bu hastalıktan kaybeden ve kendisi de yüzünde izler taşıyan Lady Montagu, bu yöntemin başarısına hayran kalmıştır.

İstanbul’dan Londra’ya Uzanan Mektuplar

Lady Montagu, İngiltere’deki arkadaşlarına ve doktorlara yazdığı mektuplarda bu yöntemi hararetle savunmuştur. Mektuplarında, "Burada insanlar çiçek hastalığından korkmuyor, çünkü bir iğne ucuyla yapılan bu işlem sayesinde herkes bağışıklık kazanıyor" demiştir. Hatta bu yönteme o kadar güvenmiştir ki, kendi çocuklarına İstanbul’da aşı yaptırmıştır. Bu cesur adım, Avrupa’da ilk başlarda büyük bir dirençle karşılaşsa da modern immünolojinin (bağışıklık bilimi) ilk temelleri bu şekilde atılmıştır.

Halk Tıbbından Bilimsel Devrime

Osmanlı'daki bu uygulama sadece saray çevresiyle sınırlı değildi; halkın içinde kökleşmiş bir geleneksel bilgiydi. Bu durum, Osmanlı toplumunda sağlığa verilen önemi ve deneysel bilginin pratik hayattaki gücünü göstermektedir. Edward Jenner’ın 1796’da ineklerden elde edilen aşıyı keşfetmesinden yaklaşık 80 yıl önce, Osmanlılar bu sistemle binlerce hayatı kurtarıyordu. Yani bugün bildiğimiz modern aşı takviminin atası, aslında İstanbul’un mahalle aralarında uygulanan o basit ama dâhiyane yöntemdir.

Bilimin Sınır Tanımayan Yolculuğu

Osmanlı'daki çiçek aşısı örneği, bilginin bir coğrafyadan diğerine nasıl aktığını ve insanlığın ortak mirası olduğunu kanıtlamaktadır. Batılı doktorlar başlangıçta "Doğulu bir gelenek" diyerek bu yöntemi reddetseler de, aşının başarısı karşısında zamanla boyun eğmişlerdir. Bu süreç, tıp tarihinin sadece laboratuvarda değil, sosyal hayatın ve kültürel etkileşimin içinde nasıl şekillendiğini bize anlatmaktadır.

Özetle ifade etmek gerekirse; Osmanlı toplumunun geliştirdiği bu önleyici tıp yöntemi, dünya tarihinde milyonlarca insanın hayatını kurtaran aşı biliminin kıvılcımını yakmıştır. Bu, sadece bir tıbbi başarı değil, aynı zamanda Doğu'nun Batı'ya sunduğu en büyük hayat hediyelerinden biridir.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski