Babanzade Ahmed Naim kimdir?

Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaÅŸamış, hem geleneksel İslami ilimlere hem de Batı felsefesine aynı rütbede vakıf olmuÅŸ devasa bir entelektüeldir. Döneminin aydınları arasında "Darülfünun’un vicdanı" veya ÅŸahsi ahlakından ötürü "Sahabe gibi yaÅŸayan adam" olarak anılan, lafı eÄŸip bükmeyen sarsılmaz bir karakter abidesidir. BaÄŸdat doÄŸumlu olan Naim, köklü bir aileye (Baban hanedanına) mensuptur; Galatasaray Sultanisi ve Mülkiye Mektebi'ni bitirdikten sonra ömrünü ilme, tercümeye ve felsefeye adamıştır.

Onun fikir dünyasını ve blog yazına yön verecek o büyük mirasını şu temel sütunlar üzerinden okumak gerekir:

  • Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Hadis AlimliÄŸi: Yeni kurulan devletin ilk yıllarında TBMM, dini kaynakların doÄŸru Türkçe tercümeleri için tarihi bir karar aldığında; tefsir görevi Elmalılı Hamdi Yazır’a, en sahih hadis kaynağı olan Sahih-i Buhari’nin özet tercüme ve ÅŸerhi (Tecrid-i Sarih) ise Babanzade Ahmed Naim’e verilmiÅŸtir. Naim, bu muazzam eserin ilk üç cildini öyle muazzam bir ilmi titizlikle ve dil işçiliÄŸiyle hazırlamıştır ki, eser bugün bile alanındaki en aşılmaz ve rasyonel kaynak kabul edilir.

  • Darülfünun’da Felsefe ve Terim İşçiliÄŸi: Darülfünun’da (bugünkü İstanbul Üniversitesi) felsefe, mantık ve psikoloji müderrisliÄŸi yapmış, hatta bir dönem üniversitenin rektörlük (eminlik) görevini yürütmüştür. Onun en büyük hizmetlerinden biri, Batı felsefesinin o soyut ve karmaşık kavramlarını, DoÄŸu irfanının ve Türkçenin köklerinden süzerek mükemmel karşılıklarla dilimize kazandırmasıdır. Batı felsefesini çok iyi bilmesine raÄŸmen, körü körüne bir taklitçiliÄŸe her zaman karşı çıkmıştır.

  • Kavmiyetçilik Akımına Karşı Ümmet Savunması: İmparatorluÄŸu kasıp kavuran etnik milliyetçilik (kavmiyetçilik) akımlarına karşı çok net ve rasyonel bir duruÅŸ sergilemiÅŸtir. Kaleme aldığı İslam’da Dava-yı Kavmiyyet eseriyle, etnik temelli ayrışmaların İslam coÄŸrafyasını ve devleti paramparça edeceÄŸini, asıl kurtuluÅŸun ortak inanç ve adalet nizamında olduÄŸunu savunmuÅŸtur. Bu yönüyle fikirleri, en yakın dostu ve sırdaşı olan Mehmet Akif Ersoy ile tamamen örtüşür.

Dönemin sert siyasi rüzgarlarına, İttihatçı baskılara ve ardından gelen köklü dönüşümlere rağmen inandığı ahlaki ve fikri değerlerden milim sapmayan Babanzade Ahmed Naim, 1934 yılında öğle namazını kıldığı sırada secdede vefat etmiştir.

Sonuç olarak o; dünyadan kopuk bir gelenekçiliÄŸe de, köksüz bir Batı hayranlığına da prim vermeyen, DoÄŸu’nun kalbiyle Batı’nın felsefi metodolojisini rasyonel bir potada eriten o büyük kuÅŸağın en net, en berrak aynasıdır.

Post a Comment

Daha yeni Daha eski