Orta Doğu coğrafyası, on yıllardır süregelen bir rekabetin ve derin bir kutuplaşmanın merkezinde yer almaktadır. Bu kutuplaşmanın en belirgin iki aktörü olan İran ve Suudi Arabistan, 2023 yılında Pekin’de imzalanan anlaşmayla diplomatik ilişkilerini normalleştirme kararı aldı. Bu gelişme, sadece iki bölgesel gücün barışması anlamına gelmiyor. Bu olay, aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) bu bölgedeki tarihsel ve diplomatik tekelinin artık kırıldığının en somut ve çarpıcı kanıtıdır.
Diplomatik Statükonun Çöküşü
Geleneksel olarak Orta Doğu’daki büyük çaplı uzlaşmaların arkasında hep Washington yönetimi bulunurdu. Bölgenin güvenlik mimarisi ve diplomatik trafiği ABD’nin kontrolü altındaydı. Ancak Çin'in bu süreçte başrolü oynaması, bu yerleşik düzeni sarsmıştır. ABD’nin bölgedeki etkisi, genelde askeri varlık ve "taraf tutma" üzerine kurulu bir stratejiye dayanmaktadır. Çin ise bu noktada farklı bir yol izlemiş ve her iki tarafla da ekonomik ilişkilerini koruyabilen bir "dürüst aracı" pozisyonuna yerleşmiştir.
Çin’in Diplomatik Zaferi ve Yeni Güç Dengesi
Pekin yönetimi, bu normalleşme süreciyle birlikte küresel siyasette yeni bir aşamaya geçmiştir. Çin, artık sadece ekonomik bir dev değil, aynı zamanda siyasi krizleri çözebilen küresel bir diplomatik güç olduğunu tüm dünyaya kanıtlamıştır. Bu durum, ABD’nin Orta Doğu’da yıllardır sürdürdüğü "vazgeçilmez aktör" imajına doğrudan bir darbedir. Washington'ın yaptırımlar ve baskı mekanizmalarıyla çözemediği bir gerilim, Pekin’in pragmatik ve yapıcı yaklaşımıyla somut bir sonuca ulaşmıştır.
Bölgesel Etkiler ve Stratejik Kayma
İran ve Suudi Arabistan arasındaki bu yakınlaşma, Yemen’den Suriye’ye, Lübnan’dan Irak’a kadar birçok çatışma bölgesindeki dengeleri doğrudan etkilemektedir. Bölge devletleri, artık dış politikalarında tek bir merkeze (Batı’ya) bağımlı kalmak istemediklerini açıkça göstermektedir. Riyad yönetimi, bir yandan ABD ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan Çin ile stratejik ortaklıklar kurarak çok kutuplu bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Bu stratejik çeşitlilik, bölge ülkelerinin artık Washington’ın her talebine koşulsuz destek vermeyeceğinin bir ilanıdır.
ABD’nin Kırılan Tekeli
ABD, tarih boyunca Orta Doğu’da "düzen kurucu" rolünü kimseyle paylaşmamıştır. Ancak bu son diplomatik başarı, bu tekelin artık sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Çin’in bu başarısı, Washington’da ciddi bir prestij kaybı olarak algılanmaktadır. Amerika’nın bölgeye yönelik ilgisinin Pasifik coğrafyasına kaymasıyla oluşan güç boşluğu, Pekin tarafından ustaca doldurulmuştur. Bu durum, Orta Doğu’da artık hiçbir gücün tek başına oyun kuramayacağı, çok aktörlü ve çok boyutlu yeni bir dönemin başladığını teyit etmektedir.
Sonuç olarak; İran ve Suudi Arabistan arasındaki normalleşme, sadece iki komşunun barışması değildir. Bu, 21. yüzyılın yeni dünya düzeninde diplomatik kartların yeniden karıldığının resmidir. ABD’nin geleneksel hakimiyet alanı olan bu topraklarda Çin’in imzasının bulunması, küresel sistemdeki liderlik mücadelesinde tarihi bir kırılma noktasını temsil etmektedir.
Yorum Gönder