Osmanlı İmparatorluğu’nun bir zamanlar kazandığı büyük zaferlerin arkasındaki en temel güç, hiç şüphesiz Yeniçeri Ocağı’ydı. Ancak zaman geçtikçe bu askeri yapı, devletin koruyucusu olmaktan çıkıp devletin en büyük sorunu haline geldi. 19. yüzyıla gelindiğinde, Sultan II. Mahmud bu sorunu kökten çözmeye karar verdi. Tarihimize "Hayırlı Olay" manasına gelen Vaka-i Hayriye olarak geçen bu hadise, modern Türkiye’nin temellerinin atıldığı en kritik virajlardan biridir.
Ocağın Bozulması ve Devlet Üzerindeki Baskısı
Yeniçeriler, başlangıçta padişaha mutlak bağlılık gösteren profesyonel bir orduydu. Fakat yüzyıllar içinde bu disiplin tamamen kayboldu. Askerler artık kışlalarda kalmıyor, ticaretle uğraşıyor ve devletten haksız maaş alıyorlardı. En tehlikeli olanı ise, bu yapının siyasi bir güç odağına dönüşmesiydi. İstedikleri zaman padişahları tahttan indiriyor, devlet adamlarını idam ettiriyor ve yapılacak her türlü yeniliğin önünde engel teşkil ediyorlardı. II. Mahmud, imparatorluğun hayatta kalabilmesi için bu "devlet içinde devlet" yapısının mutlaka tasfiye edilmesi gerektiğini anlamıştı.
Hazırlık Süreci ve Stratejik Hamleler
Sultan II. Mahmud, kendisinden önceki padişahların (özellikle III. Selim’in) yaptığı hatalardan ders çıkardı. Acele etmek yerine, sabırlı ve stratejik bir plan hazırladı. Öncelikle ulema sınıfını (din bilginlerini), halkı ve diğer askeri birimleri kendi yanına çekti. Yeniçerilerin halk nezdindeki saygınlığının bitmesini bekledi. Ardından, modern eğitimli ve disiplinli yeni bir ordu kuracağını ilan etti. "Eşkinci Ocağı" adıyla kurulan bu yeni birim, bardağı taşıran son damla oldu.
15 Haziran 1826: Kanlı Hesaplaşma
Yeniçeriler, beklenen isyanı 15 Haziran sabahı başlattılar. Kazanlarını Etmeydanı’na çıkararak padişahın kararına karşı geldiler. Ancak bu kez durum farklıydı. Sultan II. Mahmud, Peygamber Efendimiz’e atfedilen "Sancak-ı Şerif"i çıkararak tüm sadık halkı ve askerleri isyana karşı birleşmeye çağırdı. Topçu birlikleri, isyancıların bulunduğu kışlaları yoğun ateş altına aldı. Yeniçerilerin direnci, gelişmiş topların karşısında kısa sürede kırıldı. Birkaç saat içinde kışlalar yerle bir edildi ve yüzyıllardır süregelen bu devasa askeri yapı fiilen sona erdi.
Bir Çağın Kapanışı ve Modernleşmenin Önü
Vaka-i Hayriye, sadece bir ordunun dağıtılması olayı değildir. Bu olayla birlikte Osmanlı Devleti, kendi üzerindeki en büyük prangadan kurtulmuştur. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla birlikte padişahın otoritesi yeniden mutlak hale gelmiştir. Bu durum, Tanzimat Fermanı’na giden yolun açılmasını ve eğitimden hukuk sistemine kadar birçok alanda modern reformların yapılabilmesini sağlamıştır. Hemen ardından "Asakir-i Mansure-i Muhammediye" adıyla tamamen modern usullere göre eğitilen yeni bir ordu kurulmuştur.
Tarihsel Miras ve Değişen Kimlik
Bu olay, Osmanlı idari yapısında "Eski" ile "Yeni" arasındaki kavgayı kesin olarak "Yeni"nin kazanmasıyla sonuçlandırmıştır. Yeniçerilerin müttefiki olan Bektaşi tarikatı da bu süreçte kapatılmış, devletin dini ve sosyal dokusu yeniden şekillendirilmiştir. Eğer Vaka-i Hayriye gerçekleşmeseydi, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıldaki modernleşme çabaları muhtemelen çok daha erken bir safhada akamete uğrayacaktı.
Özetle; Vaka-i Hayriye, bir imparatorluğun kendi içindeki en dirençli ve tehlikeli yapıyı imha ederek, modern dünyaya uyum sağlama adına attığı en radikal ve cesur adımdır.
Yorum Gönder