Paris Antlaşması, 30 Mart 1856'da Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa ve Sardinya-Piyemonte ittifakının, Kırım Savaşı'nda Rusya'yı mağlup etmesinin ardından imzalanan barış antlaşmasıdır. Kağıt üzerinde müttefiklerimizle birlikte kazandığımız bir savaşın ardından imzalanmış olsa da, antlaşmanın getirdiği yükümlülükler ve satır araları incelendiğinde, Osmanlı'ya diplomatik, askeri ve hukuki açıdan çok ağır şartlar dayattığı netçe görülür. Bu antlaşma, Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü kendi gücüyle koruyamadığını ve Avrupalı devletlerin insafına kaldığını tescillemiştir.
Antlaşmanın Osmanlı'ya dayattığı en büyük diplomatik hamle, devletin bir Avrupa devleti sayılması ve Avrupa devletler hukukundan yararlanması maddesidir. İlk bakışta bu madde Osmanlı için büyük bir prestij ve başarı gibi görünüyordu; çünkü koca imparatorluk artık Batı dünyasının resmi bir parçası kabul ediliyordu. Ancak bu hakkın hemen yanına eklenen "Osmanlı'nın toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin garantisi altında olacaktır" maddesi, acı gerçeği yüzümüze vuruyordu. Osmanlı, kendi topraklarını tek başına korumaktan aciz bir "Hasta Adam" olduğunu resmen kabul etmiş, egemenliğini yabancı devletlerin askeri ve siyasi ipoteği altına sokmuştur.
Askeri açıdan bakıldığında ise antlaşma, Osmanlı'ya tam anlamıyla bir mağlubiyet muamelesi yapmış ve Karadeniz'in tarafsızlığı maddesini dayatmıştır. Bu maddeye göre Karadeniz hem Rusya'ya hem de Osmanlı'ya tamamen kapatılmıştır. Savaşın galibi olan Osmanlı Devleti'nin Karadeniz'de donanma bulundurması, tersane kurması ve kıyılarında tahkimat yapması kesinlikle yasaklanmıştır. Kendi iç denizi sayılan Karadeniz'de askeri gücünün sıfırlanması, Osmanlı'nın egemenlik haklarına vurulmuş çok ağır bir prangadır ve galip geldiğimiz bir savaşın ardından masa başında nasıl cezalandırıldığımızın en somut kanıtıdır.
Hukuki ve iç işleri boyutunda ise en büyük dayatma Islahat Fermanı (1856) üzerinden yaşanmıştır. Avrupalı devletler, antlaşma metnine Osmanlı'nın gayrimüslim tebaaya geniş haklar tanıyan Islahat Fermanı'nı ilan ettiğine dair bir madde eklettiler. Her ne kadar antlaşmada "Bu ferman, Avrupalı devletlere Osmanlı'nın iç işlerine karışma hakkı vermez" denilse de, tam tersi oldu. Bu madde yüzünden İngiltere, Fransa ve Rusya, azınlık haklarını bahane ederek Osmanlı'nın iç işlerine, mahkemelerine ve idari yapısına her fırsatta müdahale etmeye başladılar. Özetle Paris Antlaşması; Osmanlı'yı kağıt üzerinde Avrupa kulübüne dahil ederken, fiilen Karadeniz'de kolunu kanadını kırmış ve ülkeyi Batı diplomasisinin açık müdahale sahası haline getirmiştir.
Yorum Gönder