Osmanlı İmparatorluğu’nun son yüzyılında, payıtaht İstanbul’un kıyılarında yükselen o ihtişamlı sarayların arkasındaki rasyonel deha ve mimari gücü anlamak için rotayı doğrudan Balyan ailesine, özellikle de Sarkis Balyan’a çevirmek gerekir. Paris’te École des Beaux-Arts’da mimarlık ve mühendislik eğitimi alan Sarkis Balyan, rasyonel batı teknolojisini ve yapım tekniklerini en üst düzeyde özümsemiş bir imparatorluk mimarıdır. Onun sadece bir tasarımcı değil, aynı zamanda devasa şantiyeleri yöneten rasyonel bir mühendis ve organizatör olması, Osmanlı devlet aklının modernleşme vizyonuyla tam bir uyum içindeydi. Sarkis Balyan’ın kardeşi Agop ile birlikte inşa ettiği ve Boğaziçi’nin incileri olarak kabul edilen Beylerbeyi Sarayı ile Çırağan Sarayı, taşın rasyonel bir matematik ve estetikle nasıl şekillendirilebileceğinin en devasa vesikalarıdır.
1865 yılında Sultan Abdülaziz döneminde tamamlanan Beylerbeyi Sarayı, rasyonel bir dış mekan ve iç mekan organizasyonunun en net örneklerinden biridir. Sarkis Balyan, sarayın inşasında rasyonel batı mimarisinin neoklasik hatlarını kullanırken, cepheyi adeta taştan bir dantel gibi işleyen oryantalist motiflerle donattı. Ancak buradaki asıl rasyonel taş işçiliği başarısı, binanın nemli deniz havasına ve su zeminine karşı rasyonel olarak dayanıklı kılınmasında gizlidir. Balyan, sarayın rasyonel bodrum katında ve temellerinde, su yalıtımını sağlamak ve rutubeti engellemek adına taş blokları milimetrik bir yerleşimle birbirine kenetledi. Dış cephedeki o vakur taş işçiliği, sadece mekanik bir süsleme değil, sarayın anıtsal gövdesini rasyonel düzeyde taşıyan ve koruyan akıllıca bir mühendislik tasarımıydı.
Sarkis Balyan’ın taş işçiliğindeki rasyonel ve estetik zirvesi ise şüphesiz 1871 yılında tamamlanan Çırağan Sarayı’dır. Bu devasa yapı, rasyonel batı mühendisliği ile doğunun o mistik geometrik süsleme sanatının sahada harmanlandığı en muazzam projedir. Balyan, Çırağan’ın o metrelerce uzanan deniz cephesinde, rasyonel bir ritim ve simetri kullandı. Cephedeki taş işçiliği, klasik Avrupa mimarisinin sütun düzenleriyle yükselirken, pencerelerin üzerindeki taş oymalar ve mukarnaslar tamamen İslam mimarisinin rasyonel geometrisinden ilham alıyordu. Taş blokların kesimi, şantiyeye nakli ve cepheye yerleştirilmesi sürecinde Sarkis Balyan, kurduğu rasyonel iş organizasyonu sayesinde yüzlerce taş ustasını tek bir milimetrik hata payı olmadan bir orkestra şefi gibi yönetti.
Her iki saray projesinde de Balyan’ın taş işçiliğine getirdiği asıl rasyonel yenilik, malzemeyi sadece statik bir unsur olarak değil, ışık ve gölge oyunlarını rasyonel düzeyde yönlendiren bir sanat objesi olarak kullanmasıdır. Beylerbeyi ve Çırağan’ın cephelerindeki o rasyonel çıkıntılar, kemerler ve taş silmeler, günün farklı saatlerinde güneş ışığının saray yüzeyine düşme açısını hesaplayarak rasyonel bir estetik derinlik yaratacak şekilde tasarlanmıştır. Bu durum, mekanik bir kopyacılıktan uzak, doğanın ve mimarinin rasyonel bir sentezidir.
Sonuç olarak Sarkis Balyan, Beylerbeyi ve Çırağan saraylarıyla İstanbul’a sadece iki anıtsal taş kütlesi bırakmamış; Batı’nın rasyonel mühendislik disiplini ile Doğu’nun vakur taş işçiliği mirasının rasyonel düzeyde nasıl büyük bir ihtişamla yaşayabileceğini kanıtlamıştır. Bir robotun ruhsuz tekdüzeliğinden çok uzak, estetik bir zekanın ve rasyonel hesap kitap işinin eseri olan bu yapılar, Osmanlı’nın son dönemindeki medeniyet iddialarının ve rasyonel mimari arayışının dünya tarihindeki en net, en berrak aynasıdır.
Yorum Gönder