Filistin, 20. yüzyılın başından beri sürekli olarak işgal, baskı, savaş ve direnişlere sahne olan bir toprak parçasıdır. 20. asırdan günümüze Filistinliler, kendi vatanlarında azınlık durumuna düşürülmüş, hakları gasp edilmiş, evleri yıkılmış ve topraklarına yerleştirilen yabancı yerleşimciler tarafından şiddete maruz kalmış bir halktır. Filistin'in son asırda başından geçen vakaları anlayabilmek için, bu vakaların yaşandığı tarihi sürecin arka planında yatmakta olan siyasi, dini ve kültürel faktörleri bilmek gerekir.
Filistin'in son asırdaki tarihini üç ana döneme ayırabiliriz: Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve İngiliz Mandası (1900-1948), İsrail Devleti'nin kuruluşu ve Arap-İsrail savaşları (1948-1993), Oslo Barış Süreci ve İkinci İntifada (1993-günümüz). Bu dönemlerde Filistinlilerin yaşadığı zorluklar, direniş biçimleri ve uluslararası toplumun Filistin'e karşı olan tutumu birçok kere değişiklik göstermiştir. Ancak Filistinlilerin ortak hedefi hep aynı kalmıştır: bağımsız ve egemen bir Filistin devleti kurmak.
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ve İngiliz Mandası (1900-1948)
Filistin, 16. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçasıydı. Osmanlı yönetimi altında Filistinliler, çoğunluğu Müslüman olmak üzere çeşitli etnik ve dini gruplardan oluşan bir toplumdu. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasında genel olarak barışçıl bir ilişki vardı. Ancak, 19. yüzyılın sonunda Avrupa'da başlayan Siyonizm hareketi, Filistin'e Yahudi göçünü arttırdı. Siyonizm, Yahudilerin tarihi vatanları olan Filistin'de bir Yahudi devleti kurmayı amaçlayan milliyetçi bir ideolojiydi. Siyonistler, Filistin topraklarını satın almak veya zorla ele geçirmek için çeşitli yöntemler kullandılar. Bu durumsa, bu zaman diliminde Filistinliler arasında endişe ve tepkiye yol açarak birtakım sürtüşmelerin yaşanmasına neden oldu.
20. yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla birlikte, Filistin'e göz diken başka güçler de ortaya çıktı. Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı İmparatorluğu'na karşı savaşan İngiltere ve Fransa, Filistin'i paylaşmak için gizli bir anlaşma yaptı (Sykes-Picot Anlaşması). Aynı zamanda İngiltere Siyonist liderlerle de görüştü ve onlara Filistin'de bir Yahudi yurdu vaat etti (Balfour Deklarasyonu). Bu iki anlaşma da Filistinlilerin haklarını yok saydı.
Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Filistin, Milletler Cemiyeti tarafından İngiltere'ye verilen bir manda bölgesi oldu. İngiliz mandası altında Filistin'deki Yahudi göçü hızlandı. 1920'lerden itibarense Filistinliler ve Yahudiler arasında çatışmalar başladı. Filistinliler, kendi ulusal haklarını savunmak için siyasi ve askeri örgütler kurdu. İngiltere ise hem Filistinlileri hem de Yahudileri bastırmaya çalıştı. 1936-1939 yılları arasında Filistinliler, İngiliz Mandasına karşı büyük bir ayaklanma başlattılar (Büyük Arap İsyanı). Bu isyan, İngiltere tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. İngiltere, Filistin sorununu çözmek için çeşitli planlar önerdi, ancak hiçbiri ne Filistinlilerin ne de Yahudilerin kabulünü alamadı.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Filistin sorunu Birleşmiş Milletler'in gündemine geldi. Birleşmiş Milletler, Filistin'i Yahudi ve Arap devletleri olarak ikiye bölen bir bölünme planı hazırladı (1947 Bölünme Planı). Bu plan, Yahudilere Filistin topraklarının %55'ini, Araplara ise %45'ini veriyordu. Plan, Yahudiler tarafından kabul edildi, ancak Filistinliler ve Arap ülkeleri tarafından reddedildi. Planın açıklanmasından sonra Filistin'de şiddetli bir iç savaş başladı. Yahudi silahlı gruplar, Filistinli köylerine saldırarak binlerce insanı öldürdü veya sürgüne zorladı (Nekbe). 1948 yılında İngiltere'nin mandasının sona ermesiyle birlikte, Yahudiler kendi devletlerini ilan ettiler: İsrail.
İsrail Devleti'nin kuruluşu ve Arap-İsrail savaşları (1948-1993)
İsrail'in kuruluşu Filistinliler için büyük bir felaket oldu. Yaklaşık 750 bin Filistinli evlerini ve topraklarını terk etmek zorunda kaldı. Bu insanlar komşu Arap ülkelerine veya Filistin'in işgal dışında kalan bölgelerine sığındı. Bugün dünyanın dört bir yanında yaklaşık 7 milyon mülteci statüsünde bulunan Filistinliler, geri dönme hakkını halen de talep etmektedirler.
İsrail'in kuruluşu aynı zamanda Arap ülkeleri ile İsrail arasında bir dizi savaşa yol açtı. 1948'de Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak'tan oluşan Arap ordusu, İsrail'e saldırdı (1948 Arap-İsrail Savaşı). Bu savaşta Araplar yenildi ve İsrail topraklarını daha da genişletti. 1956'da İsrail, Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesine karşı Fransa ve İngiltere ile birlikte Mısır'a saldırdı (Süveyş Krizi). Bu saldırı Birleşmiş Milletler tarafından durduruldu. 1967'de İsrail, Mısır, Ürdün ve Suriye'ye karşı önleyici bir saldırı düzenledi ve altı günde bu ülkelerin topraklarını işgal etti (Altı Gün Savaşı). Bu savaşta İsrail, Gazze Şeridi, Batı Şeria, Doğu Kudüs, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri'ni ele geçirdi. Bu bölgelerde yaşayan yaklaşık 1 milyon Filistinli de işgal altında kaldı. 1973'te Mısır ve Suriye, kaybettikleri toprakları geri almak için İsrail'e saldırdı (Yom Kippur Savaşı). Bu savaşta Araplar başlangıçta ilerleme kaydettilerse de savaş kısa sürede tıkanıklığa uğradı ve ateşkes sağlandı.
1978'de Mısır ve İsrail arasında ABD'nin arabuluculuğunda Camp David Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile İsrail, Sina Yarımadası'nı Mısır'a geri verdi ve Mısır da İsrail'i tanıdı. Bu anlaşma Arap ülkeleri tarafından büyük tepki gördü ve Mısır, Arap Birliği'nden atıldı. 1981'de Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat da bir suikast sonucu öldürüldü.
1982'de İsrail, Lübnan'a girerek Filistin Kurtuluş Örgütü'nü (FKÖ) Lübnan'dan sınır dışı etmeye çalıştı (Lübnan Savaşı). Bu savaşta İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'u kuşattı ve FKÖ lideri Yaser Arafat bu durum karşısında Tunus'a kaçmak zorunda kaldı. Bu savaşta İsrail'in müttefiki olan Lübnanlı Hristiyan milisler, Sabra ve Şatila adlı Filistinli mülteci kamplarında katliam yaptılar. Bu katliam, uluslararası toplumda büyük bir infial yarattı.
1987'de Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da Filistinliler, İsrailli bir askeri aracın, Gazze'de iş çıkışında dört Filistinliyi binlerce işçinin gözleri önünde ezerek öldürmesi üzerine İsrail'in işgaline karşı bir ayaklanma başlattılar (Birinci İntifada). Bu ayaklanmada Filistinliler, taşlarla ve molotof kokteylleriyle İsrail askerlerine karşı direndiler. İsrail askerleri ise Filistinlilere sert bir şekilde müdahale etti. Bu ayaklanma, yaklaşık 2000 Filistinlinin ve 200 İsraillinin ölümüne neden oldu.
1991'de ABD'nin öncülüğünde Madrid Konferansı düzenlendi. Bu konferans Arap-İsrail sorununu çözmek için tarafları bir araya getirmeyi amaçladı. Bu konferansın sonucunda FKÖ ile İsrail arasında gizli görüşmeler başladı. 1993'te Oslo Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile FKÖ, İsrail'in varlığını tanıdı ve İsrail de FKÖ'yü Filistin halkının temsilcisi olarak kabul etti. Ayrıca Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da Filistin Ulusal Yönetimi kuruldu. Bu anlaşma, Filistinliler arasında da bölünmelere neden oldu. Bazı gruplar bu anlaşmayı (Filistin Devleti'nin kabul edilmemesi ancak İsrail'in FKÖ tarafından devlet olarak kabul edilmesi) ihanet olarak gördüler ve silahlı mücadeleye devam ettiler.
1993'ten Günümüze Gerilimin Kronolojisi
1995'te Oslo Anlaşması'nın ikinci aşamasının imzalanması sırasında İsrail Başbakanı İzak Rabin, aşırılık yanlısı bir Yahudi tarafından öldürüldü. Bu suikast barış sürecini sekteye uğrattı. 1996'da yapılan seçimleri Likud Partisi lideri Benyamin Netanyahu kazandı. Netanyahu, Oslo Anlaşması'na karşı çıkarak yerleşim faaliyetlerini arttırdı.
2000'de ABD Başkanı Bill Clinton'ın arabuluculuğunda Camp David Zirvesi düzenlendi. Bu zirvede FKÖ lideri Yaser Arafat ile İsrail Başbakanı Ehud Barak arasında nihai bir barış anlaşmasının yapılması hedeflendi. Ancak taraflar arasında Kudüs'ün statüsü konusunda anlaşmazlık çıktı ve zirve başarısızlıkla sonuçlandı.
2000 Eylül'ünde Likud Partisi lideri Ariel Şaron'un Mescid-i Aksa'ya girmesi, Filistinliler tarafından büyük bir provokasyon olarak algılandı ve ikinci bir ayaklanma başladı (İkinci İntifada). Bu ayaklanmada Filistinliler intihar saldırıları gibi daha şiddetli yöntemler kullandılar. İsrail ise Filistinlilere karşı askeri operasyonlar, sokağa çıkma yasakları, tutuklamalar ve yıkımlar uyguladı. Bu ayaklanma, yaklaşık 5 bin Filistinlinin ve bin İsraillinin ölümüne neden oldu.
2002'de Arap Birliği, Beyrut Zirvesi'nde Arap Barış Girişimi'ni ilan etti. Bu girişim İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi ve Filistin devletini tanıması karşılığında Arap ülkelerinin İsrail ile barış yapmayı teklif etti. Ancak bu girişim İsrail tarafından reddedildi.
2003'te ABD, Rusya, AB ve BM'den oluşan Dörtlü Mekanizma, Yol Haritası adlı bir barış planı sundu. Bu plan, iki devletli çözümü öngörüyordu. Ancak bu plan da tarafların karşılıklı yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle hayata geçmedi.
2004'te FKÖ lideri Yaser Arafat hayatını kaybetti. Yerine Mahmud Abbas geçti. Abbas, barış yanlısı bir tutum sergiledi ancak İsrail ile anlaşmaya varamadı.
2005'te İsrail, Gazze Şeridi'nden tek taraflı olarak çekildi. Bu çekilme, Gazze Şeridi'nde Hamas'ın güçlenmesine yol açtı. 2006'da yapılan seçimleri Hamas kazandı ancak uluslararası toplum tarafından tanınmadı. Bu durum Filistin'de iç savaşa neden oldu. 2007'de Hamas, Gazze Şeridi'ni ele geçirdi ve Filistin Ulusal Yönetimi Batı Şeria'ya sıkıştı.
2008-2009'da İsrail, Gazze Şeridi'ne büyük bir askeri operasyon düzenledi (Kurşun Dökme Operasyonu). Bu operasyonda yaklaşık 1400 Filistinli ve 13 İsrailli öldü. Bu operasyon insan hakları ihlalleri nedeniyle uluslararası toplumda kınandı.
2012'de BM Genel Kurulu, Filistin'i gözlemci devlet statüsüne yükseltti. Bu karar, Filistin'in uluslararası alanda tanınmasına katkı sağladı.
2014'te İsrail ile Filistin arasında ABD'nin arabuluculuğunda yeni bir barış görüşmesi başladı ancak bu görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı. Aynı yıl İsrail, Gazze Şeridi'ne yeniden bir askeri operasyon düzenledi (Koruyucu Hat Operasyonu). Bu operasyonda yaklaşık 2200 Filistinli ve 70 İsrailli öldü.
2016'da Fransa'nın girişimiyle Paris Barış Konferansı düzenlendi. Bu konferansta iki devletli çözümün desteklenmesi kararı alındı ancak bu karar bağlayıcı olmadığı için etkili olmadı.
2017'de ABD Başkanı Donald Trump, Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. Bu ilan Filistinliler tarafından büyük bir öfke ile karşılandı ve protestolara neden oldu.
2018'de ABD, İsrail'in büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıdı. Bu hamle uluslararası toplum tarafından büyük tepki çekti ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kınandı. ABD'nin bu adımı, Filistinlilerin Kudüs'ün doğusunu gelecekteki devletlerinin başkenti olarak görmelerine aykırı bir hareketti.
2019'da İsrail, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşimlerini ilhak etme planını açıkladı. Bu plan, Filistinlilerin toprak haklarının ihlali ve yine topraklarının işgali olduğu, iki devletli çözümüyse imkansız hale getirdiği için uluslararası toplum tarafından reddedildi. Ancak ABD, İsrail'in ilhak planını desteklediğini belirtti.
2020'de ABD, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını sağlayan bir anlaşma (Abraham Anlaşmaları) imzaladı. Bu anlaşma, İsrail'in Arap dünyasıyla normalleşmesi açısından tarihi bir adım olarak görüldü ancak bu adım Filistinliler tarafından bir ihanet olarak algılandı. Filistinliler bu anlaşmanın İsrail'in işgaline karşı direnişi zayıflattığını ve Filistin davasını göz ardı ettiğini söyledi.
2021'de İsrail ile Filistin arasında yeni bir şiddet dalgası patlak verdi. Nisan ayında İsrail polisinin Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya baskın düzenlemesi ve Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinli aileleri zorla tahliye etme girişimi, Filistinlilerin öfkesini körükledi. Hamas, Gazze Şeridi'nden İsrail'e roket saldırısı başlattı. İsrail de Gazze'ye hava saldırısı düzenledi. Bu çatışmada yaklaşık 250 Filistinli ve 13 İsrailli hayatını kaybetti.
2022'de Mısır'ın arabuluculuğunda bir ateşkes sağlandı ancak bu ateşkesin ardından kalıcı bir barış için somut adımlar atılmadı. Filistin sorunuysa, bölgedeki en karmaşık ve çözümsüz sorunlardan biri olarak kalmaya devam etti.
Yorum Gönder