93 Harbi, Osmanlı İmparatorluğu'nun sadece toprak kaybettiği bir savaş değil, aynı zamanda devletin bekasını tehlikeye atan, toplumsal dokuyu paramparça eden ve imparatorluğun "sonunun başlangıcı" olarak görülen en büyük travmalardan biridir. Rumi takvime göre 1293 yılına denk geldiği için "93 Harbi" olarak anılan bu savaş, Balkanlar'daki isyanların bastırılamaması ve Rusya’nın "Panislavizm" ideolojisiyle Balkan halklarını Osmanlı'ya karşı kışkırtması neticesinde patlak vermiştir. Rusya’nın tek başına değil, Balkanlar’daki müttefikleriyle birlikte Osmanlı’yı kuzeyden ve doğudan iki ateş arasına alması, devletin askeri kapasitesini ve mali kaynaklarını tamamen tüketmiştir.
Bu harbi "büyük felaket" kılan en temel unsur, yaşanan insanlık dramıdır. Rus ordularının ilerleyişi sırasında Balkanlar’dan İstanbul’a doğru tarihin en büyük göç dalgalarından biri başlamıştır.
Milyonlarca Müslüman ve Türk halkı, kendi topraklarını bırakıp yollara düşmüş; soğuk, açlık ve hastalık nedeniyle yollarda telef olmuştur. Bu göç, Anadolu’nun demografik yapısını değiştirmiş ve Osmanlı toplumunda derin bir "vatansızlık" ve "aşağılanma" psikolojisi yaratmıştır. Nene Hatun gibi kahramanların Erzurum’daki direnişi bir sembol haline gelmiş olsa da, genel tablo maalesef çok karanlıktır.
Askeri açıdan bakıldığında; Rus orduları Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmiş, yani İstanbul’un eşiğine dayanmıştır. Bu, Osmanlı tarihinde bir düşmanın payitahtın bu kadar yakınına geldiği nadir ve en dehşetli anlardan biridir. Savaş sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması, Osmanlı'yı haritadan silecek kadar ağır şartlar içermekteydi; Balkanlar'da adeta "Büyük Bulgaristan" adında Rusya'ya bağlı bir uydu devlet kuruluyordu. İngiltere ve Avusturya-Macaristan gibi devletlerin, Rusya'nın bu kadar güçlenmesinden duyduğu rahatsızlıkla devreye girmesi sonucu bu antlaşma iptal edilip yerine Berlin Antlaşması imzalanmış olsa da, bu durum bile Osmanlı'nın toprak kayıplarını engelleyememiştir.
Siyasi olarak ise 93 Harbi, devletin otoritesini sarsarak II. Abdülhamid’in "istibdat" olarak bilinen daha otoriter bir yönetim anlayışına geçişini tetiklemiştir. Meclis-i Mebusan’ın kapatılması ve devletin dış borç batağına saplanıp "Duyun-u Umumiye"ye (dış borç denetimi) mahkûm edilmesi, bu savaşın mali sonuçlarının ne kadar ağır olduğunu gösterir. Özetle, bu harbin felaket olarak anılmasının sebebi, sadece yitirilen topraklar değil; imparatorluğun bağımsızlık iradesinin kırılması, Balkanlar'daki kültürel varlığın silinmesi ve devletin ekonomik/siyasi olarak tamamen dış güçlerin oyuncağı haline gelmesidir.
Yorum Gönder